Bitki Masalları

KUZU İLE KUZUKULAĞI

“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; bir varmış, bir yokmuş” diyelim, başlayalım ucun ucun masalımızı anlatmaya. Bu masalımızda bir kuzucuk var ki, tam masallık. Bembeyaz tüylü, sürmeli sürmeli gözlü, şirin mi şirin, oyunbaz mı oyunbaz bir kuzucuk. Hani şeytana bile külahını ters giydirir derler ya işte o cinstenmiş akça kuzucuk. Yalnız ağıldaki hayvanlara değil, çobanına…

İYİ YÜREKLİ YILBAŞI ÇİÇEKLERİ

Çok çok eskiden minicik bir evde bitkileri çok seven bir aile yaşıyormuş. Evde her tür çiçek varmış. Günlerden bir gün, bu çiçeklerin yanına evin sahibi bir yenisini getirip koymuş. Yeni gelenin upuzun bir boyu kocaman kocaman yaprakları varmış. Çiçekler o yüzden daha gelir gelmez onu alaya almışlar. “Çiçek değil düpedüz ağaçcık bu” demişler. Yeni gelen…

KARGA OTU İLE KARGA

Bir zamanlar bir kentin yakınındaki çayırlıkta bir bitki yaşarmış. Bir bitki yaşarmış dedim ya, buna benden başkası da sanırım bitki demiyormuş. Söz aramızda çayırdaki bitkiler de onu kendilerinden saymamakta pek da haksız değillermiş. Çünkü yaprakları siyaha yakın yeşilmiş. Çayır kuşu bile, “Bunun rengi yeşil değil, düpedüz siyah. Ha bir karganın tüyleri, ha bu otun yaprakları….

KEÇİ SAKALI BİTKİSİ

Yemyeşil bir çayırlık varmış. Burada binbir çeşit çayır bitkisi mutluluk içinde birarada yaşarlarmış. Sabahları çayır kuşunun şarkılarıyla uyanırlar, günboyu renk renk kelebeklerle, arılarla, sevimli sevimli böceklerle gevezelik ederlermiş. Pırıl pırıl güneş, şırıl şırıl bir dere yumuşacık bir toprak. . Bir çayır bitkisi daha ne isteyebilir ki? Hiç. Değil mi? Ama bir de siz onu keçi…

YILDIZ ÇİÇEKLERİ

Çok çok eskiden minicik, pırıl pırıl bir yıldız varmış. Öylesine şirin öylesine minik, öylesine sevimli bir yıldızmış ki, bütün gökyüzü ailesi severmiş onu. Her istediğini de yapmaya çalışırlarmış. Ama bir gün öyle bir şey istemiş ki, hepsinin şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalmış. minik yıldız ne mi istiyormuş?”Yeryüzüne inmek, oradaki canlıları tanımak”. Siz de şaştınız…

SU İBRİĞİ BİTKİSİ İLE ÇINAR DEDE

Çok çok eskilerde güneydeki sıcak ülkelerin birinde, yemyeşil bir orman varmış. Söz aramızda orman dediğin de böyle olmalı. Diz boyu yemyeşil otların üstünde yükselen ağaçlar, şırıl şırıl akan dereler, cıvıl cıvıl kuşlar. . . Kısacası gerçekten masallara layık bir ormanmış bu orman. Üstelik de bir çok ormanda görülen gürültü patırtı da yokmuş. Bütün canlılar birbirleriyle…

ASMANIN ÖYKÜSÜ

Bir zamanlar bir tarlanın kenarında yemyeşil yapraklı bir bitki yaşarmış. Günboyu tarlada çalışan çiftçileri seyreder, onların güneşin altında terlediğini görür üzülürmüş. “Hiç olmazsa dinlenmek, yemek için gölge bir yerleri olsaydı. Şu dört sırığın üstüne koydukları dallar hiç gölge vermiyorki” diye içlendikçe içlenirmiş. Hele yazın çiftçilerin hali daha da kötü olunca, güneş iyiden iyiye çevreyi yakmaya…

HİÇBİR ŞEYİ BEĞENMEYEN MENEKŞE

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde geçer bu masalım. Şimdi anlatacaklarım, siz deyin yüz yıl, ben diyeyim yüzbin yıl önce geçmiş. Bana bu masalı anlatan ninem de pek hatırlamıyor, kaç yüz yıl önce olmuş bu olay. Ama sanırım o zamanlar yeryüzü bile daha yeni yeni oluşuyormuş. Tabii o yüzden de doğa ananın işi pek çokmuş….

KENDİNİ ASLAN SANAN ÇİÇEK

Çok çok eskiden geçer bu masalımız. O zamanlar, develer tellaklık eder, pireler de ellerine makası alır, şıkır da şıkır berberlik edermiş. En hızlı giden canlı da bizim topal çekirgeymiş. Bu işin masal yanı tabii. Sözün kısası özü, yeryüzündeki ormanların birinde binbir renkte, binbir biçimde binbir çiçek yaşarmış. Hepsi de böyle güzel bir ormanda yaşamaktan dolayı….

KÜÇÜK PAPATYANIN TASASI

Yıllarca önce bir akşam doğa ana, ayışığında, binlerce çiçekle bezenmiş bir kırda dolaşıyormuş. Birdenbire bir hıçkırık sesi gelmiş kulağına. Hemen sesin geldiği yana doğru yönelmiş. Bir de bakmış ki ne görsün? Ağlayan, bir papatyacık değil mi? Merakla, papatyacığın üstüne eğilmiş, “Neden ağlıyorsun, seni kim üzdü böyle?” diye sormuş. Papatya yaşlı gözlerle bakmış doğa anaya. “Boyum…