Masalları

İNCİ BALIĞI

Eskilerde masmavi denizlerin birinde, minicik bir istiridye yaşarmış. Yavru istiridye öylesine sevimli, öylesine meraklı, öylesine çenebazmış ki, dost olmadığı hemen hemen hiç kimse yokmuş. Ama o en çok kumların içinde yatan, yalnızca karnını doyurmak için yüzen bir balığı seviyormuş. Yavru istiridyenin “masalcı balığım” dediği bu balık çok güzel masallar anlatıyormuş çünkü. Bütün çocuklar gibi yavru…

KILAVUZ BALIK

Çok eskiden geçer bu masalım. Belki o zamanlar develer tellal, pireler berber filan değilmiş. Değilmiş ama zaman da bu zaman hiç değilmiş. Ne uçak, ne buharlı gemi, ne de tren varmış. O zamanlar, insanlar, koca koca denizleri, yelkenli gemilerle aşmaya çalışırlarmış. İşte masalını anlatacağım gemi de böyle yelkenli bir gemiymiş. Günün birinde yükünü alıp düşmüş…

ÇAN HAYVAN

Mine çiçeği gibi mavi suların içinde çok çok eskiden mini minnacık binlerce hayvan yaşarmış. Yeryüzünün ilk canlılarındanmış bu mini minicik canlılar. Topu topu bir tek hücreden meydana geldiklerinden herkes onlara “tek hücreliler” dermiş. Bu mini minicik canlılardan bir kısmı yıldız gibi olduğu için “ışınlılar” adını almış. Bir kısmı da terliğe benziyormuş, onlara da “terliksiler” denmiş….

DENİZ ŞAKAYIKLARI

Bir zamanlar masmavi denizlerin dibinde bir balık ailesi yaşıyormuş. Kırmızı mercan kayalıklarında başka balık aileleriyle birlikte oturuyorlar, yavrularını iyi birer balık olarak yetiştirmek için günboyu çalışıp duruyorlarmış. Yavru balıklar öğretmenleri dilbalığı başkanlığında her gün iki üç saat ders görüyorlarmış. Öğretmen dilbalığı yavru balıklara hemen her gün, “Görüntüye aldanmayın. Denizde öyle canlılar vardırki, güzellikleriyle her balığı…

KIRLANGIÇ BALIĞI

Bir zamanlar masmavi bir denizde yaşayan sevimli sevimli bir balık varmış. Günboyu dalgalarla oynaşır, süngerlerin üstünde zıplar, mercan kayalıklarının bir ucundan girer,öteki ucundan çıkarmış. Büyükleri bütün bu oyunlara hiç mi hiç ses çıkarmazlarmış. Ama sevimli balık kıyıya yaklaştığı zaman iş değişirmiş. Annesi söze başlar, babası tamamlar, dedesi de öğüt üstüne öğüt verir : “Kıyılar tehlikelidir….

BALTA BALIĞI

Bir zamanlar, ülkelerin birinde, altın gibi pırıl pırıl kumuyla, masmavi suyuyla, güzel mi güzel, bir koy varmış. Koyun çevresi, yemyeşil ormanla çevrili olduğu için daha da güzel görünüyormuş. O yüzden de yalnız balıklar değil, bütün canlılar, koya gitmeye, onu seyretmeye doyamıyorlarmış. Gerçekten de göl, özellikle balıklar için bir cennetmiş. Hemen hemen her tür balık varmış….

SÜPÜRGE BALIĞI

Bir zamanlar şipşirin bir ev, evde de şipşirin bir akvaryum varmış. İçindeki balıkların güzelliğini bir gören bir daha unutamazmış. Aralarında yalnızca bir balık varmış çirkin olan o kadar. Akvaryumun sahibi onu çoktan atarmış atmasına ama, küçük kızını kıramıyormuş işte. Küçük kız da balığın çirkin olduğunu görüyormuş, görüyormuş ama, onun yalvarır gibi bakmasına, öteki güzel balıklarca…

KİRPİ BALIĞI

Bir zamanlar, denizlerden bir denizin kenarında bir atkestanesi ağacı varmış. Kayaların üzerinden her gün denizi, denizin içindeki balıkları seyreder eğlenirmiş. Hele bir balık varmış ki, atkestanesi ağacının gözbebeğiymiş. Balık da bunu bilirmiş. Atkestanesini o da çok severmiş. Onun, bütün arkadaşlarından ayrı, yapayalnız, kayalıklarda yaşamasından dolayı da çok, ama çok üzülürmüş. O yüzden de atkestanesini eğlendirme…